Mahmut Fikirsindi: elle attığınız golün maradona nın tanrının eli dediği golle benzerliği dikkat çekiyor, ne dersiniz?
Dünyanın En Ukala Futbolcusu: ''Bu Tanrı'nın değil benim elim''
(gülüşmeler...)
M.F : Dünya Kupası'ndan golsüz dönmeniz sezon başlangıcında moral bozukluğu yaratır mı?
D.E.U.F : Yaratmaz.
(gülüşmeler...)
M.F : Örnek aldığınız bir futbolcu var mı?
D.E.U.F : Var, barcelonadan henry. nerde kalırsa kalsın sabah evine dönüp çocuğuna kahvaltı hazırlıyormuş.
M.F : Demek istediğim, futbol olarak örnek aldığınız biri?
D.E.U.F : Dalga mı geçiyorsun?
(gülüşmeler...)
M.F : Geçen sene bir talihsizlik yaşadın. Bize bundan bahseder misin?
D.E.U.F : Evet sağ ayak arka adalesine tekme aldım.bacağımda morluk oluştu.
M.F : Biz kırıldı sanıyorduk?
D.E.U.F : Morluk oluştu diyorum daha n'olacak.
(bir an sessizlik)
(ağlaşmalar)
M.F : Kırıldı değil mi?
D.E.U.F : Kimseye söyleme..
(gülüşmeler...)
ciddi bişey konuşuyoruz burda
13 Temmuz 2010 Salı
25 Haziran 2010 Cuma
YENİ İLİŞKİ
Umursamadığımı, önemsemediğimi hatta harcanan zamana saygı duymadığımı düşünmenizi istemem ama şu hayatta kötü oynanan bir tiyatro oyununu izlemek kadar can sıkıcı çok az şey vardır sanırım.
Bir aydan fazla bir süre Radiohead dinlemek zorunda kalsam da sabredip tavlamayı başardığım yeni kız arkadaşımla, çok övdüğü ve izlemek istediği bir oyunu izlemek üzere fuayedeydik. Çiçeği burnunda sevgilim, Eastpak sırt çantası, afedersiniz eşşek kadar peluş oyuncaklı anahtarlığı,kıvırcık ve bandanalı saçarı, renkli çorap üzerine giydiği renkli etekleri ve kocaman botlarıyla adeta bir ‘mimarlık kızı’ydı. Bense onu eğlendirmek ve etkilemek için yaptığım komplimanlarla adeta Barney Stinson olmuştum. (bakınız: how I met your mother).
Neyse ki oyunun başlamasına az kalmıştı yoksa Kıvanç Tatlıtuğ’un ne kadar yakışıklı olduğunu,sıcak şarabı aslında Şile de içmek gerektiğini ve şehirden taşınıp bir dağ evine yerleşme hayallerini dinlemekten beyin kanaması geçirecektim.
Yerlerimize oturduk, anons yapıldı. Artık herkes oyunu izlemeye hazırdı.Ben hariç.
Tiyatro oyununu bir ayine dönüştüren adeta oyunların ve salonların olmazsa olmazı ‘’öksüren adam’’ ı bekiyordum.Karanlığın içinden yüksek bir öksürük sesi geldi ve oyunun başlaması için her şey hazırdı. Ve oyun başladı.
Size oyunun içeriğini uzun uzun anlatmayacağım ama oyunun ortasında ‘çiçeği burnunda’ nın kolundan tutup çekiştire çekiştire salonu terk etmemek için kendimi zor tuttum.
Oyuncuların büyük hareketleri, kötü tonlamaları, madem ki öğrenciyiz brecht oynamalıyız anlayışının ürünü olması o güzelim brecht oyunarından birini daha gözlerimin önünde mahvetmişti. Saygısızlık etmek istemem ama olmamıştı.
Şimdi diyeceğim o ki oyun öncesinde ve oyun sırasında maruz kaldığım ‘yeni ilişki’ eziyetini mi oyunlaştırsalardı yani. Oyun olurdu belki ama kesinlikle çok sıkıcı olurdu.
Bir aydan fazla bir süre Radiohead dinlemek zorunda kalsam da sabredip tavlamayı başardığım yeni kız arkadaşımla, çok övdüğü ve izlemek istediği bir oyunu izlemek üzere fuayedeydik. Çiçeği burnunda sevgilim, Eastpak sırt çantası, afedersiniz eşşek kadar peluş oyuncaklı anahtarlığı,kıvırcık ve bandanalı saçarı, renkli çorap üzerine giydiği renkli etekleri ve kocaman botlarıyla adeta bir ‘mimarlık kızı’ydı. Bense onu eğlendirmek ve etkilemek için yaptığım komplimanlarla adeta Barney Stinson olmuştum. (bakınız: how I met your mother).
Neyse ki oyunun başlamasına az kalmıştı yoksa Kıvanç Tatlıtuğ’un ne kadar yakışıklı olduğunu,sıcak şarabı aslında Şile de içmek gerektiğini ve şehirden taşınıp bir dağ evine yerleşme hayallerini dinlemekten beyin kanaması geçirecektim.
Yerlerimize oturduk, anons yapıldı. Artık herkes oyunu izlemeye hazırdı.Ben hariç.
Tiyatro oyununu bir ayine dönüştüren adeta oyunların ve salonların olmazsa olmazı ‘’öksüren adam’’ ı bekiyordum.Karanlığın içinden yüksek bir öksürük sesi geldi ve oyunun başlaması için her şey hazırdı. Ve oyun başladı.
Size oyunun içeriğini uzun uzun anlatmayacağım ama oyunun ortasında ‘çiçeği burnunda’ nın kolundan tutup çekiştire çekiştire salonu terk etmemek için kendimi zor tuttum.
Oyuncuların büyük hareketleri, kötü tonlamaları, madem ki öğrenciyiz brecht oynamalıyız anlayışının ürünü olması o güzelim brecht oyunarından birini daha gözlerimin önünde mahvetmişti. Saygısızlık etmek istemem ama olmamıştı.
Şimdi diyeceğim o ki oyun öncesinde ve oyun sırasında maruz kaldığım ‘yeni ilişki’ eziyetini mi oyunlaştırsalardı yani. Oyun olurdu belki ama kesinlikle çok sıkıcı olurdu.
21 Haziran 2010 Pazartesi
ünlü şairlerle AZOT üzerine kısa röportajlar
çok sevgili arkadaşlar bendeniz mahmut fikirsindi, emekli ve işine geri dönmeyi hiç düşünmemiş bir muhabirim fakat arkadaşlarının ve basın camiasının ısrarlarına dayanamayarak birkaç yıl daha çalışmaya karar verdim. Mesleğime dönmemde etkili faktörlerin başında bazı insancıkların Özer Baba diye hitabettiği pek sevgili arkadaşım Özer gelir. Yahu dedi mahmutcuum doğaçlama tiyatro eksenli bir kültür sanat dergisi çıkarmaya başlıyoruz röportajda sana ihtiyacımız var, kırmak istemedim(insanları kırmayı sevmem) kabul ettim,ilk röportajlarım; buyrun.
Gülmek niyetinde değilim
Fakat böyle bir iş yapmaya kalksam
Doğru AZOT'a giderdim
Beni yerlere yatmış, katıla katıla gülerken görsen
ne yaparsın acep?
Mamafih söylediğim gibi, gülmek niyetinde değilim
Orhan VELİ
Bu gece değilse yarın gece
gireceğim kodese,
İçimde yaprak kımıldamıyor
Ellerimi havalara kaldırıyorum
AZOT'u izliyorum, gülüyorum.
Nazım HİKMET
Kısacık bir gündü,
bir iki dakikalık bir gündü.
Simsiyah perdeleri vardı,sandalyeler filan..
Heryerlerinden birşeyler çıkıyordu,
Kocaman bir zeka olmalıydı oradaki,
AZOT falan diyorlardı,deliydiler belli ki..
Edip CANSEVER
Kahkahalar uçuşuyor havalarda,
Ben ardında Hazarfen.
Toplayıp toprağa dikiyorum hepsini
Yediveren doğaçlamalar bitiyor,
Gülmeyeni s.....
Can YÜCEL
Gülmek niyetinde değilim
Fakat böyle bir iş yapmaya kalksam
Doğru AZOT'a giderdim
Beni yerlere yatmış, katıla katıla gülerken görsen
ne yaparsın acep?
Mamafih söylediğim gibi, gülmek niyetinde değilim
Orhan VELİ
Bu gece değilse yarın gece
gireceğim kodese,
İçimde yaprak kımıldamıyor
Ellerimi havalara kaldırıyorum
AZOT'u izliyorum, gülüyorum.
Nazım HİKMET
Kısacık bir gündü,
bir iki dakikalık bir gündü.
Simsiyah perdeleri vardı,sandalyeler filan..
Heryerlerinden birşeyler çıkıyordu,
Kocaman bir zeka olmalıydı oradaki,
AZOT falan diyorlardı,deliydiler belli ki..
Edip CANSEVER
Kahkahalar uçuşuyor havalarda,
Ben ardında Hazarfen.
Toplayıp toprağa dikiyorum hepsini
Yediveren doğaçlamalar bitiyor,
Gülmeyeni s.....
Can YÜCEL
20 Haziran 2010 Pazar
birinci.... öykü: Rüya
*** Yaklaşık yarım saattir uyumuyordu ama oda öylesine karanlıktı ki uyandığını kendi göz kırpmalarından anlayabilmişti.Saatine baktı, 02:10'du. ''Bu kadar mı?'' dedi''sadece üç saat mi uyumuşum'' Yarım saattir uyanık olduğunu bilmiyordu ama fazla oluyordu artık bu uyanmalar.gecelerce gördüğü kabuslar,kabus göreceği korkusuyla uykusundan ediyordu onu.önceki gece gördüğü en kabus en kötülerindendi.
''Uyandığında bir hapishane hücresindeydi ve yanı başında giyinmesi için bırakılmış beyaz bütün bir elbise duruyordu.Tuhaf bir biçimde bunun ne anlama geldigini biliyordu.Beyaz bütün elbiseyi giyindi,seyrek saçlarını ve gözü gibi baktığı, kişiliğinin simgesi saydıgı gür ve uzun sakalını taradı,nasıl olduğunu anlayamadığı bir şekilde şimdi orta yaşlı spor giyimli iki adam tarafından dışarıya çıkarılıyordu.Avluya çıkarıldığında onlarca kamera ve fotoğraf makinasını görünce şaşkına döndü, en fenası ise avlunun ortasında dar ağacının sağında,elinde 'Bilim ve Teknik' dergisiyle duran uzun saçlı bir genç ve solunda dizlerine kadar bembeyaz bir kıyafet giyinmiş,saçları omuzlarına düşen güzeller güzeli bir kızdı.''
Kendi çığlığıyla uyanmıştı...
*** Aynı saatlerde''diğeri'', kendisine hergün hergün ölecegini düşündüren rüyadan kendi çığlığıylada olsa uyanmayı diliyordu.
''Küçük tabure ve masaları kapının önüne dizilmiş bir kahvehanenin önünden geçiyordu.Çay içmek geldi içinden, çay içip dinlenmek...Oturmak üzereydi ki nereden geldiği bilinmeyen bir ayak altındaki tabureyi çekerek devirdi.Tabureyi doğrultup henüz oturmuştu ki yan tarafta taburelerde oturan iki genç--az önce orada olmadıklarından adı gibi emindi-- arkalarına dönüp ellerini üzerine koyduğu masayı önünden çektiler,neler olduğunu anlamadan üzerine oturduğu taburade çekildi altından.Sessizce küfrederek ki çok severdi sessizce küfretmeyi kahvehaneden uzaklaştı.İnsan çoğu zaman gideceği yerin daha kötü olacağını bilmeden bilsede umursamadan uzaklaşırdı kötü bir yerden.Öyle olmuştu,şimdi yolda yürüyordu, başı öne eğikti ve ilk dikkatini çeken ayak ve bacakları oldu.Ayaklarında kendisinin olmayan beyaz ince ayakkabılar ve üzerinde görmeye alışık olmadığı için gözlerini kamaştıran bembeyaz bütün bir kıyafet vardı.Göreceği manzarayı tahmin ederek başını kaldırdı ve görüceğini bile bile dehşete düştü.Yollarda yürüyen insanlar kocaman siyah gözleriyle ona bakıyor ve ellerinde yağlı olup olmadıkları farketmez ilmek tutuyorlardı,boşlukta sallanan insanların soluksuz kalıp--çoğu zaman boyunlarınıda kırarak -- ölmelerine neden olan düğümlenmiş halatlardan.
Yolda henüz birkaç adım atmıştı ki anne karnında soluk almadan yaşayan ve ilk soluğunu alıp katı halde duran akciğerlerini havayla doldurarak yakan yeni doğmuş bebek gibi ağlyarak,uyandı.
*** ''Bir başkası'' ise sıcak bir banyo yapıp rahat girmesine rağmen yatağına,şimdi huzursuzdu.Birkaç dakika sonra, uyandığında hiç uyumasaydım diyeceği uykuya daldı..
'' Saçı başta olmak üzere vücudunun çoğu yeri dayanılmaz şekilde kaşınıyordu.'BİT' dedi tiksinerek, kendi sesini bu kadar yıpranmış duymakta çok tuhaf gelmişti.Emin olmak için banyoya aynanın karşısına gitti.Gördüğü yüzün saçın kendisine ait olduğundan bitten emin olduğu kadar emin değildi.Üzerini çıkardı, heryeri inanılmaz kaşınıyordu ama hiçbir yeri cinsel organının çevresi kadar acı vermiyordu.İstem dışı bir hareketle iç çamaşırını indirdi,çürük ve yanıkları görmenin yarattığı dehşet kaşıntılar yüzünden uzun sürmedi.Üzerini giyinip soluğu hamamda aldı.
Yıkanıp rahatlamıştı ki yorgun olduğu geldi aklına.Az sonra sıcak bir taşın üzerinde yüzüstü yatmıştı ve masajın keyfine varıyordu.Masajı yapanın dokunuşları birden sertleşti,aldırmadı.Sonra birkaç el birden vuruyormuş gibi hissetti,kalkmaya çalıştı yapamadı.Dokunuşlar çoktan acıtan vuruşlara dönmüştü ani bir hareketle yüzünü döndü ve bayılmadan aynı zamanda uyanmadan önceki son görüntüyü gördü.Birkaç tanıdık kıyafet giyinen adam ellerinde joplarla vuruyorlardı...
Uyandı.
Saatler sonra olmaz dedikleri sabah olmuştu.''O, diğeri ve bir başkası'' sabahın erken saatlerinde işlerine--meslektaş sayılırlar--gitmek üzere yataklarından kalktılar.
Onlardan çok uzakta bir bebek annesinin gülen yüzünü görüp belli belirsiz gülümseyerek uyumaya devam ediyordu.
''Uyandığında bir hapishane hücresindeydi ve yanı başında giyinmesi için bırakılmış beyaz bütün bir elbise duruyordu.Tuhaf bir biçimde bunun ne anlama geldigini biliyordu.Beyaz bütün elbiseyi giyindi,seyrek saçlarını ve gözü gibi baktığı, kişiliğinin simgesi saydıgı gür ve uzun sakalını taradı,nasıl olduğunu anlayamadığı bir şekilde şimdi orta yaşlı spor giyimli iki adam tarafından dışarıya çıkarılıyordu.Avluya çıkarıldığında onlarca kamera ve fotoğraf makinasını görünce şaşkına döndü, en fenası ise avlunun ortasında dar ağacının sağında,elinde 'Bilim ve Teknik' dergisiyle duran uzun saçlı bir genç ve solunda dizlerine kadar bembeyaz bir kıyafet giyinmiş,saçları omuzlarına düşen güzeller güzeli bir kızdı.''
Kendi çığlığıyla uyanmıştı...
*** Aynı saatlerde''diğeri'', kendisine hergün hergün ölecegini düşündüren rüyadan kendi çığlığıylada olsa uyanmayı diliyordu.
''Küçük tabure ve masaları kapının önüne dizilmiş bir kahvehanenin önünden geçiyordu.Çay içmek geldi içinden, çay içip dinlenmek...Oturmak üzereydi ki nereden geldiği bilinmeyen bir ayak altındaki tabureyi çekerek devirdi.Tabureyi doğrultup henüz oturmuştu ki yan tarafta taburelerde oturan iki genç--az önce orada olmadıklarından adı gibi emindi-- arkalarına dönüp ellerini üzerine koyduğu masayı önünden çektiler,neler olduğunu anlamadan üzerine oturduğu taburade çekildi altından.Sessizce küfrederek ki çok severdi sessizce küfretmeyi kahvehaneden uzaklaştı.İnsan çoğu zaman gideceği yerin daha kötü olacağını bilmeden bilsede umursamadan uzaklaşırdı kötü bir yerden.Öyle olmuştu,şimdi yolda yürüyordu, başı öne eğikti ve ilk dikkatini çeken ayak ve bacakları oldu.Ayaklarında kendisinin olmayan beyaz ince ayakkabılar ve üzerinde görmeye alışık olmadığı için gözlerini kamaştıran bembeyaz bütün bir kıyafet vardı.Göreceği manzarayı tahmin ederek başını kaldırdı ve görüceğini bile bile dehşete düştü.Yollarda yürüyen insanlar kocaman siyah gözleriyle ona bakıyor ve ellerinde yağlı olup olmadıkları farketmez ilmek tutuyorlardı,boşlukta sallanan insanların soluksuz kalıp--çoğu zaman boyunlarınıda kırarak -- ölmelerine neden olan düğümlenmiş halatlardan.
Yolda henüz birkaç adım atmıştı ki anne karnında soluk almadan yaşayan ve ilk soluğunu alıp katı halde duran akciğerlerini havayla doldurarak yakan yeni doğmuş bebek gibi ağlyarak,uyandı.
*** ''Bir başkası'' ise sıcak bir banyo yapıp rahat girmesine rağmen yatağına,şimdi huzursuzdu.Birkaç dakika sonra, uyandığında hiç uyumasaydım diyeceği uykuya daldı..
'' Saçı başta olmak üzere vücudunun çoğu yeri dayanılmaz şekilde kaşınıyordu.'BİT' dedi tiksinerek, kendi sesini bu kadar yıpranmış duymakta çok tuhaf gelmişti.Emin olmak için banyoya aynanın karşısına gitti.Gördüğü yüzün saçın kendisine ait olduğundan bitten emin olduğu kadar emin değildi.Üzerini çıkardı, heryeri inanılmaz kaşınıyordu ama hiçbir yeri cinsel organının çevresi kadar acı vermiyordu.İstem dışı bir hareketle iç çamaşırını indirdi,çürük ve yanıkları görmenin yarattığı dehşet kaşıntılar yüzünden uzun sürmedi.Üzerini giyinip soluğu hamamda aldı.
Yıkanıp rahatlamıştı ki yorgun olduğu geldi aklına.Az sonra sıcak bir taşın üzerinde yüzüstü yatmıştı ve masajın keyfine varıyordu.Masajı yapanın dokunuşları birden sertleşti,aldırmadı.Sonra birkaç el birden vuruyormuş gibi hissetti,kalkmaya çalıştı yapamadı.Dokunuşlar çoktan acıtan vuruşlara dönmüştü ani bir hareketle yüzünü döndü ve bayılmadan aynı zamanda uyanmadan önceki son görüntüyü gördü.Birkaç tanıdık kıyafet giyinen adam ellerinde joplarla vuruyorlardı...
Uyandı.
Saatler sonra olmaz dedikleri sabah olmuştu.''O, diğeri ve bir başkası'' sabahın erken saatlerinde işlerine--meslektaş sayılırlar--gitmek üzere yataklarından kalktılar.
Onlardan çok uzakta bir bebek annesinin gülen yüzünü görüp belli belirsiz gülümseyerek uyumaya devam ediyordu.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)